Posts filed under 'Uncategorized'

Süt Uyku da Kaçırır!

İki gecedir, 1 lt süt içiyorum. Fitness için kalsiyum gerekiyormuş öğrendim ve suyunu çıkardım işin. Normalde bir kaşık yoğurt veya bir bardak süt ile camış gibi uyuyabilen ben iki gecedir uyku halinden pek bir uzağım. Bu gece de uyuyamadım kalktım internetten biraz araştırma yaptım. Kalsiyumun fazlası uykuyu kaçırabiliyormuş. Her ne kadar süt ile laktik asit alsa da vücud bu sebepten dolayı uykuyu da kaçırabiliyormuş. Sınav zamanları içtiğim çok kahveden farkı yok. Gözlerim kapanmak istiyor ama bir şekilde açık kalıyorlar, bilmediğim bir sebepten dolayı. Final zamanı bir de sütü deneyeceğim…

Yalnız ertesi güne çok pis uyku yapıyor melet aklınıza olsun. 12 saat uyudum gene kendime gelemedim, üstüne bütün gün de uykum vardı. Kalsiyumcuklarımız o saatlerde işlerini bitirmiş uyumak istiyorlar. Derslerde kafam hep öne düştü, bazen öyle de kaldı..

Bütün suç sütte de değil gerçi. Bu gece uyutmayan yalnızca o değil…


Add comment April 3, 2008

Mutlu Ol. Bu Bir Emirdir!

Yasaklar ve otoriteye karşı tatlı sert, alaycı bir Sinan Çetin kısa filmi. Film 1934 yılında geçen bir hikayeyi anlatıyor. Esas konu ise o yıllarda dönem hükümetin radyolarda Türk müziğinini yasaklaması. Yerine ise Avrupa müziklerini zorlaması.  Pek çoğumuzun masum bir yasa sandığı şapka kanunu gibi Avrupa’dan gelen modern ve aydın yaşam tarzı ya da bilmediğimiz başka bir şey…  Özellikle filmde geçen “-Sazla batı oluğ mu lan?” bana “başörtüsü ile laiklik olur mu?”yu hatırlattı. Film bir kez daha göstermiş ki insanların kültürüne ve yaşam tarzına karışan devlet gerçekten tuhaf durumlara düşüyor, eziliyor, küçülüyor…


Add comment March 29, 2008

Ucundan Tutarak…

Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
“O olmazsa yaşayamam.” demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni,
Senin onu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları…
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
“O benim.” diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasın istiyorsan birşeylerin…
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya, yada pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak…

CAN  YÜCEL


Add comment February 22, 2008

Evdeki Laiklik, Komşudaki Laiklik

İlk olarak ntvmsnbc.com ‘da okuduğum bir haberle başlamak istiyorum. “İstanbul Barosu: Eğitim Türbansız Olmalı” başlıklı haber şöyle devam ediyor. “Türban tartışmalarına katılan İstanbul Barosu, ‘eğitimin türbansız sürdürülmesinin laiklik açısından bir zorunluluk olduğunu’ savundu. … Okullara türbanla girilmesinin laiklik ilkesini yaralayacağını savunan Baro açıklamasında, ‘Laiklik ilkesi zedelendiği takdirde ulus bütünlüğü de bozulacak ve toplumsal huzursuzluklar ortaya çıkacaktır’ denildi.”

“’Dünyanın neresinde böyle bir yasak var’ diyen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın eksik bilgilendirildiğini vurgulayan Baro, Almanya ve Fransa’da okullara türbanla girmenin yasak olduğunu hatırlattı.”

Şimdi Tayyip yasağı kaldıracağından ya da kaldırmak istediğinden böyle konuşmuyor. “Ben kaldıracaktım da, olmadı, kaldırtmadılar…” diyebilmek onun için yeter! Zaten gerçek anlamda en az diğer işbirlikçiler kadar “işbirlikçi” olduğunu biliyorum. Eğer şaşar da yarın bir gün gerçekten kaldırırsa da yasağı, inanmayacağım. Kesinlikle altından bir çıkarı olacaktır. Bu körük medya, AKP’nin CHP ile yaptığı kayıkçı kavgasını kesim dedikleri insanları çatıştırmak için bile kullanabilir. Her iki parti de bundan güç sağlayacaktır ki gene birine kızan ötekine oy verecek, tekel kurulmuş olacaktır. Yaptıkları aslında kayıkçı kavgasından ziyade cambazı göstermektir.

Laikliğe dönecek olursak, atam.gov.tr (Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı) ’den laikliğin tanımına baktığımda “laik” kelimesinin hepimizin bildiği üzere yabancı bir kelime olduğunu gördüm. Araştırma merkezi bunu gayet güzel açıklamış. İlkokul yıllarımda laikliğin tam olarak ne olduğunu bilmediğim aklıma geldi. Ortaokul arkadaşlarım 29 Ekim kutlamalarında “Türkiye laiktir, laik kalacak” diye bağırdıktan sonra Türkçe öğretmenim laiklik nedir diye sormuştu, bilmiyorlardı. Esip gürlemeye ufaklıktan başlıyoruz ama çocukken de yetişkinken de değişmiyor, körü körüne gidiyoruz.

Bildiğim kadarıyla dünya üzerinde anayasasında Laiklik kelimesi geçen iki ülke Fransa ve Türkiye. Pek çok ülke devletin dinini belirtmiş anayasasında. Orta ve Güney Amerika ülkeleri, pek çok Müslüman ülke ve Avrupa’da başta İngiltere… İngiltere devletin dininin Protestan Kilisesi olduğunu ama diğer din mensuplarının da aynı hak ve özgürlüklere sahip olduğunu belirmiştir. Bu İngiltere ki kendi toprağında türban ile üniversiteye gidemeyen vatandaşlarımızı devlet okullarına kabul eden Hıristiyan bir ülke! Türkiye’de türbanlı olduğu için okula alınmayıp da diğer bir Hıristiyan ülke Avusturya’ya giden vatandaşlarımızın haberlerini çok gördük…

Şimdi baro bana çıkmış da anayasa, hak hukuk diye zırvalarsa küfrederim ve küfretmeye hakkım var. Hem küfrederim hem de medeni kanunu aldığımız İsviçre anayasasında “Devlet halkın dini inancına ters öğretimde bulunamaz” maddesini hatırlatırım!

Anlamını dahi bilmediğimiz bir kelimenin üzerinden ne isterlerse yaptırmaya çalışıyorlar. Bu adamlar sapkın. Zamanında cebinde takke taşıdığı ya da sadece Cuma Namazına gittiği için memurlar hakkında soruşturma açan zihniyetten başka ne beklenebilir! Laiklik adı altında ateistliği veriyorlar şerbet niyetine de biz safların haberi olmuyor. Şimdi anlatsan bir şeyi, hoşuna gitse bu arkadaşların karar alıp yapacak olsalar sonra da desen ki bak bu şu dinde var iptal ederler. Beyinleri hasta bunların. Türbanlı öğrenciyi okutmamayı bırak, çocuğunun mezuniyet törenine gelen anneyi bile okula almıyorlar. Türban takmak bu mutluluktan mahrum kalmayı gerektiriyor mu? Elbette ki küfretmeye hakkım var, kavga etmeye de…

Nasıl ki ben bir Müslüman olarak başkasını zorlayamazsam bu hasta beyinler de beni zorlayamaz. Madem istemiyorsun türbanı, yanlış bir şey, insanlar cahilliklerinden yapıyor bunu al sana silah! Üniversiteye giden kızı eğit; ama yıkama beynini, kendin gibi yoksullaştırma, anlat görüşünü. Madem iyi olan güzel olan seninki, seçsin özgür iradesiyle. Aydın olan sizlersiniz ya zorbalıkla değil de güzellikle yapın, hazır fırsatınız da varken. Varsa güzel bir yanı yaptığınızın anlatın… Aslında baronun kararı da çok saçma, gerçi türban üstüne genel kanı öyle. İnsanlar birbirine tarafsız yaklaşamıyormuş! O zaman tek tip kıyafet yapalım, herkes türbanlı olsun, tarafsızlık olsun? Tarafsızlık için yaptığımı söylesem haklı olur muyum? Bırak o zaman herkes istediğini giysin.


1 comment January 19, 2008

Ormandan Ağaçları Görmemek

Gecenin köründe blogun içeriği hakkında biraz düşünüyordum. Nasıl daha fazla insana hitab edebilirim diye. Ne yazmak, nasıl yazmak lazım?

Blogdaki yanlızlığım, mutluluğum gibi şeyleri konu edinen yazılar beni ve en fazla yakınımdaki insanları, beni tanıyanları ilgilendirir en fazla… MSN bloglardaki ağlak yazılardan pek bir farkı yok yani. Sonra düşündüm de neden bazıları duygularını anlatıyor ve tutuluyor; bazılarınki neden arada kalmış, okunması sıkıntı veren uzun yazılar oluyor? Bazı yazılar var, okuyorsun ve farklı hissediyorsun, uçar gibi. O da kendi yalnızlığını anlatıyor, öteki de…

Aslında olay basit, gerçek anlamıyla basit. Öyle birşey yazıyor ki yazdığı şeyi okumadan önce biliyorsun. Aslında o senin içinde, belki yaradılıştan belki de şartlardan öyle geliyor. Tam olarak ne anlatmak istediğini anlıyorsun çünkü konuya tamamen hakimsin. Sanki sen yazmışsın da son defa kontrol ediyorsun…Okuduktan sonra ‘evet, işte bu’ diyebiliyorsun. Ne yazdığını anlıyorsun çünkü yalın. Sana yazacağı bir şey olduğu için laf ebeliği yapmıyor. Anlaman onun için önemli. Ağzının açık kalmasına sebep olan şey kurduğu aklında bir paradoks gibi dönüp duran cümle değil. Yıllardır bildiğin ama kimseden, kendinden bile duymadığın öz… Yazar “Seni İçimden Terk Ediyorum” dediği zaman fark ediyorsun aslında ne hissettiğini… Sana çok yakın olmasına rağmen bilinmezi keşfediyorsun. İnsana haz veren bu oluyor.

Halledilmesi gereken araştırmak, uygun konuyu bulmak değil sanki. O zaman işi karışık hale getiriyor insan. Bir adım geriden bakmak yeter. Diğerlerinden farklı bakmak, gördüğünden korkmamak… Mahalle baskısından yılmayıp yazmak. Sanırım zor olan basit olanı yapmak…


1 comment December 10, 2007

Bir Adam Gördüm…

Bugün yemek yerken sıradan, mülayim bir adam gördüm… Yan masaya oturdu. Gayet sıradan baklava desenli kazağı ve gömleği vardı. İnce çerçeveli bir gözlük, jölesiz gayet sıradan saçlar… Oturdu, tabağını önüne koydu ve yemek yemeye başladı. Karşısında kimse yoktu. Kimseye de ihtiyaç duymuyormuş gibi duruyordu. Çatal bıçak elinde bir yandan yemeğini yiyor bir yandan da diğer masalardaki insanlara göz ucu ile bakıyordu. Umursamaz bakıyordu, kimseye ihtiyacı yokmuş gibi. Açıkçası pek muahabbet birisine benzemiyordu. O an özendiğimi fark ettim… Gayet sıradan, pek fazla konuşmayan, konuşmaya ihtiyaç duymayan birisi olmaya özendim. Eski bir keten pantolonun üstüne eski bir gömlek ve süveter giymeye özendim. Kaybedecek birşeyim olmasın istedim, kaybetme korkum da olmasın. İşlerimi zamanında yapmaya ve sadece işimi yapmaya özendim… Sarı loş ışıkta akşamımı kendimle geçirmek ve bundan memnun olmak istedim. Bir adam gördüm ve hayatım değişsin istedim. Çünkü, çok şükür mutluydum ve mutsuz olmak istemedim. Tartışmak, kalp kırmak ve kimsenin kalbimi kırmasını da istemedim. (more…)


Add comment November 5, 2007

Kuyruk Acısı!

Bugün elime bir bildiri geçti, bizim okula dağıtılanlardan… “ODTÜ ve ÜLKEMİZDE NELER OLUYOR?!!!” başlıklı… Aynen aşağıdaki gibi.

” Ülkemizde faşist saldırılar devam ediyor. Savaş çığırtkanları ve de faşistler ölen insanların kanı üzerinden siyaset yaparak, insanları provoke ederek ülkemizin pek çok yerinde derneklere ve kendinden olmayanlara saldırıyorlar. Bu guruh, Maraş’ın, Çorum’un ve onlarca masumun katilleridir. 20 Ekim’de Samsun, 21 Ekim’de ise Bursa Temel Haklar ve Özgürlükler Derneği’ne saldırdılar. Samsun’da bir araya gelen 150 kişilik faşist güruh derneğin odalarını talan edip çalışanlarına saldırdı. Bursa’da ise yaklaşık 1500 kişilik faşist güruh polisin gözü önünde derneğin kapısını kırarak içeri girdi. Dernek çalışanları bir odada mahsur kaldı. Kalbinden rahatsız olan bir dernek çalışanı kalp krizi geçirdi ve hastaneye kaldırıldı. Polis ise sadece saldırının güvenliğini sağladı. Halkın tepkisi diyenler bizzat saldırıyı organize edenlerdir. Millet adına, halk adına, devlet adına birşeyler yaptıklarını söyleyenler ne zaman bu halkı düşünmüş, ne zaman anti-emperyalist bir tavır sergilemiştir? Hiçbir zaman. (more…)


Add comment October 23, 2007

Geyik

Bugün can sıkıntısından google’da kendi adımı arattım. Bir sonuç çok ilgimi çekti. Flickr fotoğraflarını taglara göre listelemisler… İyi bir gülesim geldi…

http://www.superstarclip.com/tag/geyik


Add comment October 20, 2007

Bilal’in Anlamı

Dün istatistiklere bakarken “bilalin anlamı” aramasından bir ziyaretçinin geldiğini gördüm. İnternette ben de aradım fakat bulamadım. Tabii ki ben öğreneli birkaç sene olmuştu. Bilal’in anlamı su gibi akıcı demek.


2 comments August 17, 2007

Proficiency Geliyor…

Geçen sene “şu öss belasından kurtulayım üniversitede rahat olurum” diyordum. Fakat bu sene de prof belasıyla uğraşıyorum. 15 Haziran’da profun ilk aşaması var, 20’sinde de ikinci. Tabi ki ondan önce bir denememiz var, yarın. Geçmiş senelerin bir sınavı sınav ortamıyla beraber bize verilecek. Korkmamak elde değil! İnsan yusuf yusuf oluyor desek bu deyimi kullanabileceğimiz en iyi yerde kullanmış oluruz. Valizi toplu tutup yaz okuluna hazır olmak lazım… Gene eski stres, gene eski günlerdeki gibi zor zamanlar… Bitsin şu okuma faslı…


1 comment May 31, 2007

Özgün İçerik

“…Özgün içerik yaratabilmek için zihninizin özgür olması gerekir. Bir cuma akşamı herkes aleme akarken akşam 21:00′de yatıp uyuyabilmek özgür bir zihnin işidir. Herkes Bodrum, Çeşme diye sayıklarken beş yıl sonra sayıklanmaya başlayacak yerleri keşfetmek, tatilleri oralarda değerlendirmek özgür zihinlerin işidir.Birşeyi herkes yazdığı için yazmak zorunda kalmak özgür zihinlerin işi değildir. Çıplak bir kral görünce “kral çıplak!” demek özgür zihinlerin işidir.”

Özgün İçerik Nasıl Hazırlanır? başlıklı bir yazı okudum. Başlığı ilk gördüğüm anda akılmdan geçen “peki bu özgün içerik mi? içerik bu kadar konuşulurken özgünlüğü hakkında oturup yazı yazmak!” idi. Okudukça aslında tartışmaya, eleştirmeye ihtiyaç olduğunu anladım. Okudukça hak verdim. Aniden MSN Space’lere yazılan ağlak yazılar aklıma geldi. Akabinde ve deyında bunun da yazıda geçtiğini gördüm.

Yazıyı bitirdiğimde Şebnem Ferah’ı neden çok sevdiğim halde dinlemek istemediğimi anladım. Rock müzik dinleyip de onlar gibi giyinmediğimi de… Hürriyet ve Milliyet’i neden okumadığımı, Cumhuriyet’ten neden nefret ettiğimi. Zamanında neden fotbol değilde basketbol oynamaya başladığımı, sigaranın elde duruşundan neden tiksindiğimi, neden otostopla Karadeniz tatili yapmak istediğimi fark ettim. Çünkü özgün içerik bir hayat tarzıydı, bir duruştu ve fark edildiğinde insana haz veriyordu…

Yazının sahibi O. S. Börütecene. Yazının tamamı için…


Add comment February 27, 2007

Previous Posts


Calendar

August 2008
M T W T F S S
« Apr    
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031

Posts by Month

Posts by Category