İnsanları Motive Edemiyorsanız…
November 3, 2009
Bölüm insanları arasında uzun zamandır konuşulan fakat bir şekilde kimsenin ses çıkarmadığı, kimsenin bildiğini göstermediği bir konu üzerine yazmak istiyorum. Bugün bir öğretmen adayı olarak yetiştirildiğim güzel bölümüm, ODTÜ – Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Bölümü, hakkında yazacağım.
Bölüm ve içindeki çağdaş eğitimciler hakkında yazabileceğim onlarca hikaye var. Açıkçası bunları yazarsam, hem yazının seviyesi düşer hem de ders sırasında yaşananları ifşa ettiğim için okuldan atılma ihtimalim doğar. İnsanların konuşma ve anlama bozukluklarından ziyade eğitim anlayışlarındaki hastalık ve sahtecilik hakkında konuşacağım.
Eğer bir Böte öğrenci adayı varsa bu yazıyı okuyan ve buraya gelerek bilim, araştırma ve ilerleme adına bir katkısı olacağını düşünyorsa bu arkadaş tekrar düşünsün. ODTÜ’de böte öğrencisi olmak demek sabahlara kadar ödev yapmak demektir ve gözün araştırma ve bilimde olsa da boşa kürek çekmektir bu ödevler. Ders kapsamında en ufak bir ders kazanımı için dahi materyal geliştirmen istenir senden, dersi eğlenceli hale getirmen istenir. Fakat sana hep birileri slaytlardan anlatır, ne olduğu belli olmayan ödevleri verir ve uğraşırsın sabahlara kadar. İnsanlar inanmadıkları şeyleri anlatır kısaca, inanmadıkları için uygulamazlar da. Zaten uygulama ile işleri de yoktur. Maaş ve doktora eğitimi tamamlanıp gidilecektir, tek amaç budur.
Eğer bu bölümde bir öğrenci iseniz, veritabanı dersinizde Access’te font size büyük harfle mi küçük harfle mi yazılır gibi bir soru çıkar karşınıza finalde. Tüm ödevlerde hedef belirlenmesi istenir hocalar tarafından ama kendi hedeflerine hiç uyulmaz, hedeflerin ne olduğu da önemli değildir. Bir şekilde ödev yaparsınız nasıl olsa. Eğer sorarsanız hiçbir şey öğrenmeden nasıl tam not alınacak proje yapılır anlatabilirim. Tabii ki aslında her saniye bize birşeyler kazandırır. Bu projelerden eğitim nasıl olmamalı onu öğrenirsiniz…
Bu bölümde öğrenci olmak, büyük burunlu hocalarla uğraşmak, onlardan daha kibirli bilmiş asistanlarla tartışamamaya çalışmaktır. Ellerine aldıkları kırmızı kalem ile utanmasalar alnınıza ’saçını kes’ diye geri bildirim yazarlar. Eksiksiz ödev isterler, herşey bilime dayanmalıdır. Fakat yaptıklarının değil bilim insanlık ile alakası yoktur.
Ders kapsamında fotoğrafınız, tahta önünde sıra ile fotoğrafınız çekilir. İsminiz karışmasın diye de elinize bir beyaz kağıt tutuşturulur, koskoca ‘BİLAL’ yazan. Fotoğraf makinesi olmayan Afrikalı kabile çocuklarıyız çünkü bizler. Fotoğraf çekip koyamayız internete… Sorumluluk nedir anlamayız da. Evet belki pekçoğumuz bu sorumluluğu alamayız hatta sorumluluk en fazla eve ekmek götürmektir bizim için. Fakat bizim sorumsuzluğumuzun sorumlusu, sorumsuz eğitimcilerdir. Üniversite öğrencisi sorumluluk nedir tek kelime duymadan mezun olur. Ya yüksek lisansa başlar üniversitede başımıza eğitimci kesilir ya da gider öğretmen olur hasta insanlar yetiştirir…
Bu bölümde öğrenci olursanız, forumlara yazdığınız notlandırılır. Size yeni bir şey yazmayacaksanız yazmayın, yaratıcı olun denir. Uymaya çalışırsınız. Fakat sadece bir başlık altında yüz tane cevap yazan arkadaşınız sizden yüksek puan alır değerlendirmede. Söylediklerinin tam tersine önemli olan nitelik değil niceliktir. Samimiyetten eser yoktur…
İnsan inamadığı birisinden ne öğrenebilir ki? Bu insanın ne söylediğine ne de yaptığına nasıl incancınız olur…
Son dersimizde hocamız, ‘Eğer insanları öğrenmeye motive edemiyorsanız, en azından içlerindeki motivasyonu öldürmeyin’ dedi. Tabii ki bunu bizlere söyledi, ne kendini ne de başka bir hocayı itham etmedi. Anlaması gereken bizlerdik çünkü bu cümleyi. Bir an cesaretimi toplasam, biraz benzin ile yaksam şu bölümü diye üşünüyorum bazen. Hocaların da işine gelir, sabah okula gelmeden maaş alırlar…
Entry Filed under: Uncategorized. .
2 Comments Add your own
Leave a Comment
Some HTML allowed:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <pre> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>
Trackback this post | Subscribe to the comments via RSS Feed
1.
tayfun | November 13, 2009 at 3:19 pm
Yazdıklarının çoğu benim bölümüm, Bilgisayar Mühendisliği için de geçerli Bilal. Eğitimciler kesinlikle heyecan uyandıramıyorlar öğrencilerde, çünkü çoğunlukla kendilerinde de heyecan yok. Yeni, zevkli, zor ama eğlenceli konularla ilgilenmiyorlar, bu yüzden heyecan aşılamaları zor. Değişmesi gereken çok şey var. Ve konuştuklarımız Türkiye’nin en iyi üniversitelerinden biri olan ODTÜ ile ilgili. Diğer üniversitelerin halini bir düşünsene..
2.
Bilal KABAKLI | November 13, 2009 at 4:13 pm
Haklısın, tahminimce pekçok bölümün öğrencileri aynı dertten çekiyor. En önemlisi insanların içinde heyecan olmaması. Daha da üzücü olan, bir kısmın eğitim naraları atıp kendi çöpünü halının altına süpürmesi..