FishCard İstiyoruz!

September 30, 2008

Akbank ve Boyner Holding’in yeni kredi kartı FishCard harika bir reklam ile tanıtılıyor. Reklamı izlemeyeniniz yoktur herhalde. Başarılı olduğu kesin. Başarılı olmanın yanında pek de duygusal hatta arabesk diyebileceğimiz kadar. Reklam hakkında kimle konuştuysam tepkileri ortaktı. Herkes bir ağlamaklı olmuş… Anlaşılan o ki herkes erteliyor hayallerini.

Reklam çok şey anlatıyor aslında. Hepimizin ortak hayalleri var ve çok açık ki bunları erteliyoruz. Motorsiklet, dünya turu, tatlı bir köpek… Bunları istemeyen yoktur (bayanların ne dediklerini duyuyor gibiyim).

Fakat hayallerimizi çok küçük yaşta bırakıyoruz. Hayatın gerçekleri tam bir tokat gibi iniyor insanın suratına ve artık hayallerin suretinden bile korkar oluyoruz. Öyle bir kalıp var ki bize zorlatılan, dayatılan, hergün medya ile hatta devlet eli ile aşılanan.

Düşünün ki bir ufak çocuk var. Babasının motorsikletine binip hayaller kuruyor. Ağzı ile sesler çıkarıyor, direksiyon ile oynuyor. Halbuki altındaki uçan teneke. O uçan teneke bir anda uzay gemisi oluveriyor. Uzayda yaşıyor çocuk sanki. Jüpiter’e doğru inişe geçerken Samanyolu sağda kalıyor. Uzay korsanlarına karşı yanında Turist Ömer ile savaş veriyor. O çocuk orada tüm insanlığa faydalı olmayı düşlüyor. İşte o günden sonra süper kahraman olmak istiyor.

Aynı çocuk okula başlıyor. Sancılı bir eğitim sürecinden sonra hayat garantisi için öğretmen olmayı seçen bir ‘öğretmenin’ eline düşüyor. Çizgilerden rakamlara, harflere yavaş yavaş öğreniyor, büyük ihtimal ile öğretiliyor. Aylar ve üstüne yıllar geçiyor. Çocuğumuz artık tamamen hayalleri hali ile amacları olmayan yaratık eğitimcilerin eline bırakılıyor. Giymesi gerek kıyafet daha 12 yaşında diretiliyor ve memuriyet günleri başlıyor. Bahçede koşuşturduğu için öğretmenlerden azar işitiyor, yeri geliyor dayak yiyor.

Vakit hızla akıp gidiyor. Aç insanların olduğu ve bunun normal karşılandığı bir ülkede sanattan ve kişisel eğitimden nasıl uzak kaldığını ortada. Para kazanabilmek için tek umut üniversite ve yoğun dersane eğitiminden ve geride bıraktığı yıllardan sonra çocuğumuz sınava giriyor. Universite eğitimi alabilecek şanslı kesimden oluyor ve aile tarafından iyi para bıraktığı için matematik bölümü seçiliyor.

Estetik ve tat duygusundan yoksun çocuğumuz üniversitede de ister istemez çalışmaya devam ediyor. Yarı aç da olsa okuyabilmek için muhtaç olduğu bursunu kaybetmemek için var gücü ile çalışıyor. 20 yaşına kadar aramadığı zevkleri yakalayabileceği tek ortamı da çalışarak geçiriyor. Fırsatın farkında olsa da dünya güllük gülistanlık değil. Tat almak pahalı. Her ne kadar Tayyip “artık parasızlıktan kimse okuyamadım demeyecek” dese de aldığı devlet bursu yurt ücretinin bir buçuk katı. Pedagoji derslerini ezber ile geçtikten sonra artık yetişkin çocuğumuz hazır.

Genç eğitimcimiz zorlu bir KPSS döneminden sonra atandığı okulda yeni öğrenciler yetiştirmeye başlıyor ve belediye otobüsünde olgun davranmayan 10 yaşındaki çocukları azarlıyor. Kısaca sisteme ayak uyduruyor.

Bizleri bu hale getiren sistem. Kimse kimseyi kandırmasın. Çok zor değil insanları hayalleri ile yaşatmak. Ekonomik şartlar, eğitime ayrılan bütçe vs boş işler. Herkes bunun farkında. El kadar çocuğun koşucu olma hayalini elinden alanlar işin ekonomik boyutu ile ilgilenmiyor. Bir çocuk ülkesinin bir ağacını bilmiyor, memleketinin dağlarında yürüdüğünü hayal etmiyor. Soluğu dere kenarında alıp elini yüzünü yıkamıyor. Halbuki tenini yakan güneşin sıcağını nasıl alıyor buz gibi su…

Bu devirde terliğim kaybolsa sistemden bilirim. Sistem gayet açık efendim. Devlet kendi eli ile kendini sorgulamayan insan suretinde odunlar yetiştiriyor. İnsan olarak girdiğimiz devlet babanın okulundan bir odun olarak çıkıyoruz. Asla sorgulamıyoruz. Eğitim sisteminin temelini oluşturan “ne verirlerse onu al”a hayatta kalmak için dört el ile sarılıyoruz. İçinde olduğumuz durumu düşünmüyoruz. Bize doğuştan verilen değerleri hiç sorgulamıyoruz. Aslında biz hiç düşünmüyoruz…

Yazılacak, söylenecek çok şey var. Eğer bu yazıyı okuyan küçük bir arkadaşım varsa bilmesini isterim ki yapması gereken en son şey hayallerini bırakmak. Bizi lahanadan ayıran tek şey hayallerimiz. İnsanın kalbi hayaller olmadan çarpmıyor. Yapamazsın diyen hayallerden uzak yaratıklar hep olacak. Ufak arkadaşım şimdiden anla ki bu yolda yalnızsın. Devlete, millete, Fazıl Say’a, Haydar Baş’a güvenme… Nurculara, CHP zihniyetine, milliyetçi geçinen sözde laiklik neferlerine hiç güvenme…

Entry Filed under: El Atmak Lazım!. Tags: , , , , , , , , , , .

1 Comment Add your own

  • 1. tayfun  |  November 13, 2009 at 3:21 pm

    Somewhere over the rainbow!

    Reply

Leave a Comment

Required

Required, hidden

Some HTML allowed:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <pre> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Trackback this post  |  Subscribe to the comments via RSS Feed


Calendar

September 2008
M T W T F S S
« Apr   Jul »
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
2930  

Most Recent Posts