Görümce Oyunları
January 8, 2008
“Türkiye 1 milyon Ermeni be 30 bin Kürd’ü öldürdü” sözleriyle Nobel Ödülü alan ünlü yazarımız Orhan Pamuk’un, ödül töreninden birkaç ay önce ATV Ana Haber’e konuk olduğunu daha dün gibi hatırlıyorum. Ali Kırca stüdyoda, adını hatırlayamadığım birisi ise Pamuk ile boğaz kenarında canlı yayındaydı. “Acaba ne diyecek?” diye pür dikkat izlemiştim. Ali Kırca’nın sorusu üzerine Orhan Pamuk, “Ağzımdan çıkmamış bir laf dönüp dolaşıyor, asla böyle bir demeç vermedim! Yabancı bir gazetedeki röportajıma sonradan eklenmiştir, asla ağzımdan böyle birşey çıkmadı” diye kendini parçaladı. O an rahatladım, sevindim, hoşuma gitti bu durum.
Çok geçmedi ki Orhan Pamuk ülke dışında verdiği demeçlerde sözünü defalarca tekrarladı. Türkiye’de ülke menfaatlerine ters düşen doğruları söylediği için üzerine gelindiğini ama durumun bundan ibaret olduğunu savundu durdu. Açıkçası ne kadar cesur bir aydın -ki aydınlık kavramı üzerine daha önce de yazmıştım- olduğunu gösterdi.
Orhan Pamuk esasta ne yapıyor? Yel değirmenlerine karşı olan savaşçı rolünde olduğu kesin. Tam olarak nasıl bir görüşün doğruluğuna inanıyor ki arkasında durma cesaretini gösteremiyor. Halk gerçekten Orhan Pamuk’a gıcık oluyor. Bu halkla yaşayıp da halk gibi düşünmediği için değil, halk gibi düşündüğünü gün gibi herkes biliyor. O da biliyor söyledikleri bana göre ün, başkasına göre ego, yani kişisel birşey adına, hatta kendine olan aşkı desek tam oturur.
Açıkça bellidir ki Orhan Pamuk dışarıda bir etki yaratmak istiyor ve oyunu gayet basit. Hollywood filmerinden görmeye alışık olduğumuz “bir ülkeye karşı bir adam, hero” temasını işlediği kesin. Aslında iyi oynadı diyemeyeceğim. O’nu kanatları altına alanlar bilmiyor mu söylediklerinin palavradan ibaret olduğunu! Çok inandırıcı olduğu için mi namı yürüdü yoksa O’nu ünlü edenlerin işine geldiği için mi?
Kimse kimseyi kandırmasın ve Orhan Pamuk ortalıkta “doğrucu aydın” diye dolaşmasın. Herkes düzenin farkında. İnsanın en çok gücüne giden iki yüzlülük. Söylerkenki çıkarı ne umurumda değil. Ne elde edecek bilmiyorum; ama iki yüzlülüğe gerek yok.
Bazı “aydınlarımız” ise bu adamım arkasında durdu. Gene aynı “aydınlarımız” türklüğe virüs dediği için hakkında dava açılan Hrant Dink’in arkasında durmuştu. Sebep, aydına mahkeme ile korkutma olmazmış. Olur mu olmaz mı felsefik, başka bir konu. Türklüğe hakaret olurmu? Yurt Sever Cepheliler hepimiz Hrant’ız diye bağırdı. Hatta bizim okulda basbas bağırırken beyaz bereli bir öğrenciyi dövdüler, Ogün Samast’a benziyor diye. Döverken de güvenlik kameralarını kırdılar, aman yüzleri belli olmasın.
Bizi bu ülkede kendilerine “aydın” diyenler hep aldatıyor ve hep “aydın” geçinenler kör karanlık duvarların arasına sıkışmış. Nasıl oldu, nereden oldu belli değil. O “aydın” doğdu ve hep “aydın” olacak! Başkalarının düşüncelerini alıp, sağdan soldan dolduruşa gelmek “aydınlık” ise bizde çok “aydın” var.
Aşağıdaki Orhan Pamuk’un nasıl ünlü olduğu ve nasıl fos bir yazar olduğu hakkında konuşmalar var. Ayrıca Orhan Pamuk’un nasıl bir içerik hırsızı olduğunu da gayet iyi anlatıyor.
Entry Filed under: El Atmak Lazım!. .
Leave a Comment
Some HTML allowed:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>
Trackback this post | Subscribe to the comments via RSS Feed